Cadı Tahtası

 

Siyah derinliklerinden cama yükselen

Soğuk bir tanrı bu, gölgelerin tanrısı.

Pencerede, şu doğmamışlar, şu tamamlanmamışlar

Toplanır güvelerin kırılgan solgunluğuyla,

Kanatlarında kıskanç bir fosfor ışıllığı.

Sülüğenler, bronzlar, kömür ateşindeki

Güneşin renkleri büsbütün avutmayacak onları.

Onların derin açlığını tasavvur edin, aşı boyasıyla işaretlemek

Veya ıslah etmek isteyen kan sıcaklığı için karanlık kadar derin.

Cam ağızlar emer kan ısısını işaret parmağımdan.

Yaşlı tanrı damla damla akıtır buna karşın sözcüklerini.

 

Yaşlı tanrı da muhteşem şiirler yazar

Gösterişsiz tarzlarda, atıklar arasında aylakça gezerek,

Her iğrenç çöküşün adil tarihçisi.

Zaman ve nesrin zamanları çözdü

O’nun konuşan kasırgasını, hafifletti O’nun aşırı mizacını

Çekirgeler misali kararan havayı vururken sözcükler

Ve takırdatırken tümüyle kemirilmiş mısır koçanlarını.

Üstümüzde çözülen mavi, kutsal bir kibri

Kuşanmıştı gökler bir zamanlar, sis şeklinde alçalır,

Zerreciklerle koyulaşır, bataklıkla evlenmek için.

 

Bakirelerin gözyaşlarından daha tuzlu afrodizyakları olan

Safran saçlı o bozuk kraliçeye

İlahi okuyor erkek. Ölümün şu müstehcen kraliçesi,

Göndermiş solucan kuryelerini erkeğin kemiklerine.

Gene de ilahi okuyor erkek O’nun özsuyuna, sıcak nektarına.

Görüyorum erkeği, kösnüllükle sıyrılmış ve sert, kadının aşkının

Ölçülebilir hatırası olarak, sert çakıltaşlarının

Pulluk bıçakları gibi neleri alt üst ettiğini anlamaya çalışıyor.

Erkek, tanrı misali, sendeleyerek, hecelemiyor

Buradaki harflerden veciz bir Cebrail’i,

Fakat heceliyor tumturaklı, şehvetli nostaljilerini.

 

(1957)

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy