Böğürtlen Toplama

 

Ne kimse var dar geçitte, ne de bir şey, yalnızca böğürtlenler,

İki yanda da böğürtlenler, fakat daha çok sağ tarafta,

Kıvrılarak aşağı inen bir böğürtlen yolu, ve kabaran bir deniz

Yolun sonunda bir yerlerde. Başparmağımın topağı kadar büyük

Böğürtlenler, ve dilsizler gözler misali

Siyahlar çalı çitlerinde, tombullar

Mavi kırmızı özsularıyla. Heba ederler özsularını parmaklarımda.

Böylesi bir kan kardeşlik istememiştim ben; beni sevmek zorundalar.

Süt şişemin içinde barındırırlar kendilerini, yassılaştırarak yanlarını.

 

Baş üstünden geçer dağ kargaları, ahenksiz siyah sürüler –

Yanık kağıt parçaları dönenir rüzgârlı gökte.

Yalnızca onların sesidir, karşı çıkan, itiraz eden.

Denizin belireceğini pek sanmam.

Uzun, yeşil çayırlıklar parıldıyor, içerden ışıklandırılmışlar sanki.

Varıyorum bir böğürtlen çalısına, öyle olgun ki, sinek çalısı sanki,

Mavi yeşil göbeklerini ve kanatlarını sarkıtmışlar bir Çin ekranında.

Böğürtlenlerin bal ziyafeti sersemletmiş onları; cennette sanıyorlar kendilerini.

Bir dönemeç daha, ve böğürtlenlerin ve çalılıkların sonu.

 

Şimdi gelecek tek şey denizdir.

İki tepe arasından süzülerek çarpıyor bana apansız bir yel,

Hayalet çamaşırlarını şamar gibi vuruyor yüzüme.

Tuz tadında olamayacak kadar fazla yeşil ve şirin bu tepeler.

Tepeler arasındaki koyun patikasından geçiyorum. Son bir dönemeç beni

Tepelerin kuzey yüzüne getiriyor, ve tepenin bu yüzü turuncu bir kayadır

Ki hiçbir şeye bakmaz bu kaya, fakat beyaz ve kalaysı ışıklardan

Büyük bir boşluğa bakar sadece, ve demircilerin inatçı bir metali

Habire dövmeleri gibi bir gürültüye.

 

21 Eylül 1961

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy