AŞK

 

Onca gün, ah, onca gün görürüm seni.

Nasıl öderim, neyle öderim

onca somut ve onca yakın oluşunu?

 

Kana susamış ilkbahar

uyanır ormanlarda.

Yakında çıkar tilkiler inlerinden,

içer yılanlar çiyi,

ve çamlarla sessizliğin arasında

yürürüm seninle yapraklarda,

bu talihimi nasıl ve ne zaman

öderim diye sorarım kendime.

 

Gördüğüm her şeyden

görmek istediğim sensin hep,

dokunduğum her şeyden

dokunmak istediğim tenindir hep:

severim senin portakal gülüşünü,

seni uyurken izlemekten hoşlanırım.

 

Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiğim?

Bilmem nasıldır diğer aşklar

ya da geçmişteki sevdalılar,

yaşarım, izlerim, severim seni,

sevmek doğamda var benim.

 

Hoşlanırım senden ikindileri.

 

Nerededir şimdi? Gözlerin yittiğinde

sorarım hep.

Ne de uzun oyalandı diye düşünüp yaralanırım.

Zavallı, aptal ve üzgün hissederim kendimi,

ve varıp ışıldarsın,

yükselirsin şeftali ağaçları üzerinde.

 

Bundandır seni sevmem, ve bundan değil.

Onca nedeni var, ve onca yok,

ve böyle olmalı aşk dediğin,

kapsayan ve olağan,

özel ve dehşetli,

bayraklı ve gamlı,

yıldızlar gibi çiçeklenmiş

ve bir öpüş gibi ölçümsüz.

 

[Estravagario”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy