Kibir Panayırı

 

Kesif ayazlı hava arasından

Yan yan gider bu cadı, çarpıktır parmakları, sanki

Yakalanmış tehlikeli bir çevreye ki

Sadece bunun devam etmesiyle

İliştirecek gibi O’nu cennete.

 

Gözün kıskanç köşesinde

Karganın ayağı taklit eder lekeli yapraktaki damarı;

Soğuk kısık bakış çalar gökyüzünün rengini; çanların sesi

Çağırırken kutsal şeyleri, kendisinin kafatası gübreliği üstünde

Tüye bürünmüş havayı

 

Bölen kuzguna ağzının payını verir dili;

Hiçbir bıçak rakip olamaz O’nun bilenmiş

Görünüşüne, tahmin ederek kibrin

Basit kızlara pusu kurduğunu, kilise yolunda,

Ve yürek fırınının nasıl da can attığını

 

Sulu hamuru pişirmeye,

Ki her şehvetli hödükle yolunu şaşırmakla zengin,

Değersiz bir süs için baykuş saatlerini

Eğreltiotu nevresiminde israf etmeye hazır,

Günahı çıkarılmamış et.

 

Güzellik düşüncesini meşgul etmek için

Bu büyücü kadın yeterince ayna koyar

Bakire dualara karşı;

Aşk hastasıdır ilk müşfik şarkıda,

Her beyhude kızı harekete geçiren

 

Yürek ışığından başka hiçbir ateşin olmadığına inanmaktır,

Ve inanmaktır gözkapakları kapandıktan sonra

Güneşin ruhu yukarı çıkardığının kitaptaki kanıtına;

Böylece her şeyi siyah krala miras bırakır.

En berbat baştan savmacı

 

Yarışır en iyi kraliçeyle

Şeytan’ın karısı olarak ışıldama hakkı için;

Yeryüzünde yerleşik, şu kadar milyon gelin çığlık atar.

Bazıları kısa süre yanar, bazıları uzun,

Bahse yatırılmıştır gururun cadı çetesince.

 

(1956)
Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy