İkaros

Belleği duyarlığını yitirip gidiyor labirentinden.
tek anımsadığı: yeryüzü üstünde nihayet salınıp durana dek
çığlıkların ve karışıklıkların yükseldiğiydi.

Ve bütün çatlakların nasıl da hep yakındığı
göğsündeki köprüler göz kapakları misali,
yavaşça kapanırdı,
mekikler ya da ok atışları misali
nasıl da sürtünüp geçerdi kuşlar,
ve nihayet o en son tarlakuşu, dokunarak eline,
devrilirdi bir şarkı gibi.

Kör boğalarıyla, rüzgârların labirenti başladı sonra,
baş döndüren nefesleriyle
ışık çığlığı ve sarplıklar, ki haylidir
zahmetle öğrenmişti vuruşu engellemeyi,
yeniden yükselene dek, bakışı ve kaçışı.

Şimdi yalnız yükseliyor, bulutsuz bir gökyüzünde,
jetlerin gürültüleri arasında kuşsuz bir uzayda…
yükseliyor gittikçe serinleyen, gittikçe soğuyan
ve daha bir berraklaşan güneşe,
çağıldayan kanına ve ruhların kaçışan çavlanına doğru yukarı,
basık, vınlayan bir asansörde,
denizde bir hava kabarcığının o cazip manyetik yüzeye gidişi:
cenin zarının patlaması, şeffaf besin,
simgelerin burgacı, ırmakların taşıdığı, öfkeli mavi,
çöken duvarlar, ve başka taraftan denetimsiz çığlık:
Gerçeklik doğmadan
çöktü gerçeklik!

(1954)

Erik Lindegren (1910-1968, İsveç)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy