Âlâ Dost Balladı

Çarmıha Geriliş’ten bir müddet sonra
Simon Zelotes şöyle dedi:

Rahiplere ve darağacına mı
Yitirdik en iyi dostu?
Ah, güçlü adamların sevgilisiydi O,
Gemilerin ve açık denizlerin.

Bir ordu geldiklerinde almak için Adamımız’ı
Gülümseyişini görmek güzeldi,
“Bırak gitsin önce bunlar!” diye söyledi Âlâ Dost,
“Yoksa lanetlendiğinizi görürüm,” derdi O.

Her daim gönderirdi bizi çapraz mızraklar arasından
Ve özgürce çınlardı kahkasındaki küçümseme,
“Şehirde bir başıma dolanıp dururken
Niçin beni alıp götürmediler ki?” derdi O.

Ah o güzelim kırmızı şaraptaki “Sıhhat”ini içtik O’nun
Son kez misafir ağırladığımızda,
Hadımlaştırılmış rahip değildi Âlâ Dost
Fakat erkekler arasında bir erkekti O.

Bir halat destesini sallayarak
Yüz adamı püskürttüğünü gördüm,
O yüce ve kutsal evi
Tefecilikleri ve hazineleri için kuşatmışken onlar.

Kurnazca yazsalar bile
Hiçbir kitaba koyamazlar O’nu sanırım;
Parşömen tomarlarının faresi değildi Âlâ Dost
Fakat her daim sevmişti açık denizi.

Âlâ Dostumuz’u tuzağa düşürdüklerini sanıyorsa onlar
Budalalığın en üst mertebesine ulaşmışlar demektir.
“Şölene gidiyorum” diye söylemişti Âlâ Dostumuz,
“Gitsem bile ölüm ağacına.”

“Gördünüz topalı ve körü iyileştirdiğimi,
Ve ölüyü diriltişimi” derdi O,
“Her şeyden üstün bir şey göreceksiniz şimdi:
Cesur bir adamın çarmıhta nasıl can verdiğini.”

Tanrı’nın bir oğluydu Âlâ Dost
Ki bizlere biraderi olmamızı teklif etmişti.
Bin adamı sindirdiğini görmüştüm O’nun.
Çarmıh üstünde görmüştüm O’nu.

Çivileri çakarlarken çığlık atmadı
Ve sıcak ve serbestçe çağıldadı kan,
Dillerini çıkardığında kızıl göğün av köpekleri
Tek bir inilti bile duyulmadı O’ndan.

Celile Tepeleri’nde gördüm
O’nun bin adamı sindirdiğini,
İnliyordu onlar, sakince aralarından geçerken O,
Kurşuni deniz misali gözleriyle,

İpini koparmış ve özgür rüzgârlarıyla
Sefere izin vermeyen deniz misali,
Ansızın söylediği emreden sözcüklerle sindirdiği
Genaserat Gölü gibiydi deniz.

Âlâ Dost efendisiydi insanların,
Sırdaşıydı denizin ve rüzgârın,
Âlâ Dostumuz’u öldürdüklerini sanıyorlarsa onlar
Ebedidir budalalıkları.

Bal peteğinden yerken gördüm O’nu
O’nu çarmıha çaktıklarından beri.

 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy