7.Kanto

Eleanor (bozuldu bir Britanya ikliminde)
Ελανδρος ve Ελεπτολις, ve
Zavallı ihtiyar Homeros kördür,
Bir yarasa gibi kör,
Kulaktır, denizin kabarışına kulaktır;
İhtiyar adam seslerinin şıngırtısına.
Ve sonra hortlak Roma,
Oturulacak dar mermer
“Si pulvis nullus” dedi Ovid,
“Erit, nullum tamen excute.”
Sonra tabur ve meşaleler, e li mestiers ecoutes;
Sadece savaş sahnesi, fakat sahne gene de,
Sancaklar ve bayraklar y cavals armatz
Darbe üstüne darbe değil sadece, kör anlatı,
Ve Dante’nin ”ciocco”su, av hayvanına basılmış dağlama demiri.

Un peu moisi, plancher plus bas que le jardin.

“Contre le lambris, fauteuil de paille,
“Un vieux piano, et sous le baromètre …”

İhtiyar adamların sesleri, sahte mermer sütunları altında,
Son moda ve yarı karanlık duvarlar,
Daha temkinli yaldız, ve tahta paneller
İzlenimi bırakılmış, çünkü kiralık bu daire
Belirsizlik içerir … üç meydan ötede;
Ev aşırı dolu, tablolar
Azıcık fazla yağlı.
Ve o büyük kubbeli baş, con gli occhi onesti e tardi
Kımıldar önümde, ağırlaşmış hareketleriyle bir hortlak,
Grave incessu, içerek nesnelerin tonunu,
Ve o ihtiyar ses yükseltir kendisini
Örerek bitimsiz bir cümleyi.

Biz de bulunduk hortlaksı ziyaretlerde, ve bizi
Tanıyan merdiven, buldu bizi yeniden kendi dönemecinde,
Boş odalarda kapıları çalarak, aradık defnedilmiş güzelliği;
Ve güneşle esmerleşmiş, hoş ve düzgün biçimli parmaklar
Kaldırmaz bükülmüş bronzdan sürgüyü hiç, Empire marka kulp
Dönmez hiç kapı tokmağının düşmesiyle; yanıt veren ses yok.
Yabancı bir kapıcı, o gutlu ayaklının yerine.
Bütün bunlara karşı kuşku duyarak arar insan yaşayanı,
İnat ederek gerçekliğe. Solmuş çiçekler
Tesirsizce süpürülüp atılmış yedi yıl kadar önce.
Kahrolası tahta perde! Duvar kağıdı, koyu kahverengi ve gergin,
Entipüften ve kahrolası tahta perde.
İone, ölü uzun yıl
Benim sövem, ve Liu Ch’e ‘nin sövesi.
Lastik silgiyle silinip gitti zaman.
Bir isim taşır Elysée geleceğe
Ve ardımdaki otobüs asılmam için bir tarih verir bana;
Alçak tavan ve Erard piyano ve gümüş,
Bunlar “zaman” içindedir. Dört sandalye, kavis cepheli dolap,
Masadaki sepet, aşağı sarkmış örtünün ucu.
“Heykel kaidesinde bira şişesi!
“O, Fritz, çağdır, bugün geçmişe karşı,
“Çağdaş.” Ve sürer tutku.
Onların eylemlerine karşı, aromalara. Odalar, tarih kayıtlarına karşı.
Smaragdos, chrysolithos; De Gama çizgili pantolonlar giyerdi Afrika’da
Ve “Denizin dağları süvari bölüğü doğurdu”;

Le vieux commode en acajou:
Değişik katmanların bira şişeleri,
Fakat Tyro gibi öldü mü kadın? Yedi yıl içinde?
Ελέναυς, Ελανδρος, Ελεπτολις

Deniz koşar kıyının oyuğunda, sallayarak yüzen çakıl taşlarını,
Eleanor!
Kırmızı perde daha az kırmızı bir gölge fırlatır;
Buovilla’da lamba ışığı, e quel remir,
Ve bütün o gün
Nicea hareket etti önümde
Ve o soğuk gri hava rahatsız etmedi O’nu.
Çıplak bütün güzelliğine rağmen, ısırılmadı tropik derisi,
Ve o uzun narin ayakları kondu kaldırım taşının çevresine
Ve O’nun kımıldayan endamı önüme geldi,
Biz vardık sadece.
Ve bütün o gün, başka gün:
İnsanlar gibi tanıdığım ince kapçıklar,
Göçmüş çekirgelerin kuru miğferleri
Söyleyerek söylevin bir kavkısını …
Sandalyelerle masa arasına destekli …
Sözcükler çekirge kavkıları misali
Kımıldadı içinde bir yaratık olmadan;
Ölümü çağıran bir kuruluk;

Sahte Mycenae duvarlarının, “taklit” sfenkslerin,
Sahte Memphis sütunlarının arasında, başka bir gün,
Ve cazcıların altında bir kılıf, bir sertlik ya da sessizlik,
Eski evin kavkısı.
Kahverengi-sarı ağaç, ve renksiz sıva,
Kuru profesör konuşması …
Şimdi diniyor o mendebur tempolu müzik,
Bu ev tarafından evden atıldı ev.

Omuzlar bile yamyassı ve saten ten,
Raks eden kadının geçmiş yanakları,
O ölü kuru konuşma hâlâ, zehirli gaz misali –
On yıl geçmiş, kadehi etrafında kaskatı kesildiği,
Havanın taş kesilişi.
O zevksiz eski okul odası durur kendi başına;
Delikanlılar, asla!
Konuşmanın kavkısı yalnızca.
O voi che siete in piccioletta barca,
Dido boğuldu hıçkırıklarla, çünkü O’nun Sicheus’u
Ağırca yatıyor kollarımda, ölü ağırlık
Boğulur göz yaşlarıyla, yeni Eros,

Ve sürüp gider hayat, çıplak tepelerde dalgın dolaşarak;
Elden sıçrar yalaz, ilgisizdir yağmur,
Gene de içer susuzluğu dudaklarımızdan,
Yankı gibi güvenilir,
Yağmur pusunun titrek ışığında bir biçim yaratma tutkusu;
Fakat boğuldu Eros, boğuldu, ağır, Sicheus için akan
Gözyaşlarıyla yarı ölü.

Devinimi küçümseyen hayat:
Değil mi ki kapçıklar, önümde, devinir,
Sözcükler tıkırdar: kavkılar yayılmış kavkılar tarafından.
Ülkelerin ve hapishanelerin canlı insanı,
Sallar kuru tohum zarlarını,
Arar eski niyetleri ve dostlukları, ve o büyük çekirge miğferleri
Eğilir zevksiz masaya,
Kaldırırlar kaşıklarını ağızlara, batırırlar çatalları pirzolalara,
Ve seslerin avazı gibi avaz avazalar.
Lorenzaccio
Onlardan daha canlı, yalazlarla ve seslerle daha dolu.
Ma se morisse!
Credesse caduto da sè, ma se morisse.
Ve o uzun ilgisizlik kımıldar,
Daha bir yaşayan kavkı,
Yazgının havasında sürüklenir, kuru fakat sağlam hortlak.
Ey Alessandro, üç kere uyarılmış reis ve nöbetçi,
Nesnelerin sonsuz nöbetçisi,
Nesnelerin, insanların, tutkuların.
Gözler yüzmekte kuru karanlık havada,
E biondo, cam grisi irisle, yanlara eşit yatırılmış saçlarla
Sert, sessiz yüz hatları.

 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy