5.Kanto

Muazzam hacim, dev kütle, aynı anlama gelir;
Ecbatan, saat işler ve yok olur
Tanrı’nın dokunuşunu bekleyen gelin; Ecbatan,
Biçimli sokaklarıyla o şehir; hayal gücü yeniden:
Aşağıda viae stradae’de, harmanili ve eli silahlı kalabalık,
Koşuşturuyorlar kalabalığın işlerine,
Ve Mısır’dı Kuzey,
Ve siper duvarından aşağı bakınca
Alçaktaki çorak toprağı kesen
Göksel Nil, koyu mavi,
Yaşlı adamlar ve develer
Çalıştırırken su çarklarını,
Ölçülemez denizler ve yıldızlar.
İamblichus’un ışığı, yükselir ışık,
Keklik sürüsü gibi kıvılcımlar.
“Ciocco” misali, av hayvanına basılmış dağlama demiri,
“Et onmiformis”: Hava, ateş, solgun yumuşak ışık.
Topazın üstesinden gelebilirim, ve üç çeşit mavinin;
Fakat zamanın kancasındadır onlar.
Ateş mi? Her daim, ve hayal gücü her daim,
Kulak cansız, gönlünce uçuşan ve yiten
Hayal gücüyle belki. Örüyor altın uçlarla.
Altın sarısı, safran … Romalı Aurunculeia’nın ayakkabısı,
Ve ayakların sürüyüp gelir, ve haykırır: ” Da nuces!
Nuces!” övgüsünü, ve Hymenaeus ”kızı kocasına götürün”,
Ya da ” Sextus burada gördü kızı.”
Etrafımda sesin kıkırdayışı, her daim.
Ve ”Hesperus”tan…
Eski o şarkının huzuru: ”denizin sırtındaki ışık söner,
“Ve Lydia’da yürür kadınlar çifter çifter
“Çiftlerin arasında emsalsizler, ki bir kere Sardis’te
“Doya doya…”
“Denizin sırtındaki ışık söner, ve uzaklara konulmuş
“Birçok şeyler getirilir hatırana,” ve üzüm kütükleri
Kendi başına uzanır, taze yapraklar gelir sürgünlere,
Kuzey rüzgârı ısırır dalı, ve yürekteki denizler
Savurur soğuk dalgaları,
Ve üzüm kütükleri kendi başına uzanır,
Ve uzaklara konulmuş birçok şeyler getirilir
Hatırana, ey Attis, ey bereketsiz.
Konuşmalar akıp gitti gecede uzun uzun.
Ve yeni kazandığı rütbeyle dinç Mauleon’dan
Yağmur merdivenlerine yaklaşmanın labirentindeki Poicebot’a –
Kadınlarla doluydu hava.
Ve Savairic Mauleon
Toprak verdi O’na ve şövalyelik payesi, ve o kadınla evlendi O.
Romerya’ya doğru yolculuk arzusu doğdu içine;
Ve İngiltere dışında yavaşça kalkan göz kapaklarıyla bir şövalye
Lei fassa furar a del, bir cazibe ekledi kadına …
Ve teslim etti kadını sekiz aydan sonra.

“Bir kadınla olma arzusu doğdu içine,”
Poicebot, şimdi İspanya’nın Kuzey yolunda
(Denizin değişmesi, suda bir grilik)
Ve kentin ucunda küçük bir evde
Buldu bir kadını, değişmiş fakat tanıdık bir çehre;
Çetindi gece, ve sabahleyin ayrılış.

Ve Pieire kazandı aşıkların atışmasını, Pieire de Maensac,
Şarkı ya da toprak üstüne bahis vardı, ve dreitz hom
Ve De Tierci’nin karısını aldı yaptıkları savaşla:
Auvergnat’taki Truva.
Bu esnada limandaki kiliseyi üst üste yığıyordu Menelaus,
Tyndarida’yı alıkoydu. Dauphin durdu de Maensac’la birlikte.

Nihayet yıkandı John Borgia. (Saatin tıklamaları deler hayal gücünü)
Tiber, pelerinle karanlık, ıslak kedi, kısmen parıldayan.
Toynakların tıkırtısı, süprüntü arasından,
Yapışarak sıkıca kaygan taşa. “Ve aktı pelerin.”
İftira çabuk ölür.
Fakat Floransalı Varchi,
Başka bir yılla yumuşamış, ve düşünüp taşınarak Brütüs’ü,
Sonra ”SİGA MAL AUTHİS DEUTERON!”
(Alessandro’ya) “Köpek gözü!!,
“Floransa Aşkı için hem; Venedik’e O’nunla birlikte gelen
“O adamı gördüm. Gerçekleri isteyen biriyim ben
“Ve adi işler bana göre değil… Ya da gizli bir kin için mi?”
Diyerek terk-i diyar ediyor Varchi,
Bizim Benedetto terk-i diyar etmekte.
Fakat “O adamı gördüm. Se pia?
“O empia? Çünkü Lorenzaccio ulu orta vurmayı düşünmekte
“Fakat kesin değil (çünkü Dük korumasız gitmezdi hiç)
“Ve O’nu duvardan aşağı atmayı isterdi
“Gene de O’nun işini bitiremeyeceğinden korkardı,” ya da
Alessandro iyisi mi “bilmesin diye ölümün kiminle geldiğini,
O se credesse, “Ayak kaydığında, ölüm gelip O’nu bulduğunda,
“Kuzenim Dük Alessandro kendi başına düştüğünü ve
“Ve kendisini düşüşten kurtaracak arkadaşı olmadığını düşünmesin diye.”
Caina attende.
Buz gölü orada benim altımda.
Varchi’ye olanların hepsini düşünde görmüştü önceden
Perugia’da, Del Carmine tarafından bir yıldız labirentinde yakalanıp,
Fırlatılıp doğum kağıdına, bir yorumlama eklenerek, anlatıldı,
Hepsi anlatıldı Alessandro’ya, anlatıldı üç kere,
Ölümüne ferman vereni.
In abuleia. Ne ki Don Lorenzino
Floransa Aşkı için hem … fakat
”O se morisse, credesse caduto da sè.”
SİGA, SİGA
Fark edildi ahşap mavnasında Schiavoni,
Dağıtıyor döleşini, Giovanni Borgia,
Papa’nın fillerini dürttüğü ve taçlandırılmadığı gecelerde
Peşine takılmaz artık Barabello’nun, ki orada
Mozarello giderdi Calabrian sokağında, ve en sonunda
Boğuldu bir katırın altında,
Bir şairin sonu,
Küflenmiş bir kuyu deliğinde, ah bir şairin sonu. “Sanazarro
“Yalnızdı ve bütün sarayda kendisine sadık olan tek kişiydi”
Çünkü Napoli’nin kaygıları hakkındaki dedikodu yol alır Kuzey’e,
Fracastor (ebesi yıldırımdı) Cotta, ve Ser D’Alviano,
Al poco giorno ed al gran cerchio d’ombra,
Mars kurbanlıklarının her yılki yakıcısı
Navighero’yla konuşmaktalar pazarlık konusunu,
(Boşuna yas tutmaktadır köle)
Ve en sonra gelen der ki “Dokuz yara vardı,
“Dört adam, beyaz at. Önündeki eyere tutunmuştu…”
Toynaklar tıkırdar ve kayar kaldırım taşlarında.
Schiavoni … pelerin… “İndir şu kahrolası şeyi!”
Sıçrayan su uyandırır ahşap mavnasındaki adamı.
Uykuya dalar Tiber, ay ışıklı kadife,
Kısmen parıldayan ıslak bir kedi.
“Se pia”, Varchi
“O empia, ma risoluto
“E terribile deliberazione.”
Her iki lakırdı da rüzgârla sürüklenir,
Ma si morisse!

 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy