47.Kanto

Her kim ölmüşse, tastamamdır ruhu gene de.
Karanlıktan geldi bu ses.
Önce o yoldan gitmelisin
Cehenneme,
Ve Ceres’in kızı Proserpine’nin çardağına,
Asılıp duran karanlık arasından, Tiresias’ı görmeye,
Gözsüzdür O, cehennemde bir hayalettir. Öyle doludur
Bilgiyle ki, O’ndan daha az şey bilir etli adamlar
Yolun sonuna varmadan evvel.
Bilgi ki gölgenin gölgesidir,
Gene de yelken açmalısın bilgiye doğru
Daha az bilerek uyuşturulmuş hayvanlardan.
Phtheggometha thasson

Küçük lambalar sürüklenir koyda
Ve denizin pençesi toparlar onları.
Neptunus içer gelgitin çekilmiş suyundan.
Tamuz! Tamuz!!
O kızıl alaz gider denize doğru.
Bu kapı yanında alınacak ölçülerin.
Uzun mavnalardan ışık bıraktılar suya,
Denizin pençesi toparlar onları dışa doğru.
Scylla’nın köpekleri hırlar uçurumun aşağısında,
Beyaz dişler kemirir sarp kayalığın altında.
Fakat solgun gecede küçük lambalar yüzecek denize doğru
TU DİONA
Kai MOİRAİ’ ADONİN
Adonis’le kırmızı çizgilere büründü deniz,
Küçük kaplarda titreşir ışıklar al al.
Buğday filizleri yeni yükselir sunağın yanında,
O hızlı tohumun çiçeği.
İki karış, bir kadına iki karış,
Bunun ötesine inanmıyor kadın. Hiçbir şeyin önemi yok.
Eğilmiş kadın öne doğru, niyeti çağırmaktır seni
Hâlâ değişen niyetlere,
Gece baykuş ötüşlerinde olsun, filizdeki özsuda olsun,
Boş kalmaz asla, hiçbir şekilde bir kurnazlık
Kesintiye uğratamaz; dağa çağrılır pervane,
Kör gibi koşar boğa kılıca doğru, naturans
Mağaraya çağrılırsın sen, ey Odysseus,
Molü’yle ertelenir bir süreliğine,
Molü’yle bir yatakta evlenirsin
Ki sonra dönersin evine başka bir yatağa.
Yıldızları sayamaz o kadın,
O’na göre sadece dolanıp duran boşluklardır onlar.
Başla sabanını sürmeye
Pleiade’ler dinlenmeye gittiklerinde,
Başla sabanını sürmeye,
40 gün kalacaklar deniz kıyısında,
Yani deniz kıyısındaki ve denize doğru kıvrılan
Vadilerdeki tarlaları sür.
Turnalar yücelerde uçarken
Düşün saban sürmeyi.
Bu kapı yanında alınacak ölçülerin.
Bir kapıyla bir kapı arasındadır günün.
Saban sürmek için iki öküze boyunduruk geçirilmiş
Ya da tepedeki tarlada altı tanesine, beyaz hacim
Zeytinlerin altında, yirmi tanesi taşları aşağı sürmek için,
Burada katırlar tepe yolunda yüklenirler arduvaz levhasını.
Zamanında böyleydi bu.
Ve küçük yıldızlar düşer şimdi zeytin dalından.
Taraçaya kara kara düşer çatallı gölge,
Havada yüzen ve varlığına aldırmayan
O kırlangıçtan daha karanlıktır.
Kanadının izi siyahtır çatı kiremitlerinde
Ve izi çekip gider çığlığıyla.
Böyle hafiftir ağırlığın Tellus üstünde.
Çentiğin çok da derine işlememiş;
Ağırlığın daha azdır gölgeden
Gene de dağın arasından kemirdin,
Scylla’nın beyaz dişleri daha az keskindir.
Buldun mu rahimden daha yumuşak bir yuvayı
Ya da buldun mu daha iyi bir dinlenceyi?
Daha derine ekim yaptın mı, senin ölü yılın
Getirir mi daha hızlı filizi?
Dağın daha da derinine girdin mi?

Işık girdi mağaraya. İo! İo!
Işık inip gitti mağaraya,
İhtişam üstüne ihtişam!
Çatal dişiyle girdim bu tepelere:
Ki bedenimden büyür çimen,
Ki işitirim köklerin birlikte konuştuklarını,
Yenidir hava yaprağımın üstünde,
Çatallı dallar sallanır rüzgârla.
Dalda daha mı hafiftir Zephyrus,
Badem dallarında daha mı hafiftir Apeliota?
Bu kapıdan girdim tepeye.
Düşer, düşer Adonis.
Meyve gelir sonra.
Küçük ışıklar gelgitin yükselmesiyle sürüklenir öteye,
Denizin pençesi toparlar onları dışa doğru.
Düşün böylelikle saban sürmeyi
Yedi yıldız dinlenmeye gittikleri zaman
Kırk günlük dinlenceleri için, deniz kıyısında
Ve denize doğru kıvrılan vadilerde,
KAİ MORAİ’ ADONİN
Badem dalları alazını ileri saçtığında,
Yeni filizler sunağın yanına getirildiğinde,
TU DİONA, KAİ MORAİ
KAİ MORAİ’ ADONİN
Ki hastayı iyileştirme armağanına sahiptir,
Ki vahşi hayvanlarla başa çıkmaya gücü yeter.

 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy