29.Kanto

İnci, koca küre, ve içi boş,
Göl üstünde sis, güneş ışığıyla dolu,
Pernella concubina
Yeşil gömleğin yeni ve saçılmış altın elinin üstünde
İster ki oğluna miras kalsın
Umarak daha yaşlı mirasçının savaşta öldürülmesini
Ki öyle cesurdu ki, zehirledi en genç biraderini
Siena’ya yıkarak suçu
Ve bunu bir uşakla yaptı
Getirerek savaşı bir kez daha Pitigliano’ya
Ve uşak pişman olmuş ve anlatmıştı bunu
(daha yaşlı olan) Nicolo’ya,
Babasından o elması geri kazanan Pitigliano
“hâlâ üzerine titrer kapatması Pernella’nın.”
Kum o gece tıpkı bir fokun sırtıydı
Parlaktı fenerlerin altında
Via Sacra’dan
(Tritonların hangi çetesinden kaçarak)
Açık havaya yükselip
Hipodromun tepeciği üzerinden:
Liberans et vinculo ab omni liberatos
Sanki dört elle kesişen yollarda
Kralın eliyle ya da sacerdos’un
verilmişti özgürlükleri
– Castra San Zeno’dakileri saymazsak …

Tanrı aşkına Cunizza, babasının ruhunu rahatlatmak için
– Cehennem alsın Zeno’ya ihanet edenleri.
Ve beşinci evladı Alberic’ti
Ve altıncısı Cunizza Hanım.

Cavalcanti’nin evinde
anno 1265:
Sanki tümüyle azat edilmiş gibi serbestçe gitti hepsi
Eccelin’in bütün köleleri, babam, da Romano
Castra San Zeno’da Alberic’le birlikte olanları saymazsak
Ve bırak onlar da gitsin
Bedenlerinde cehennem zebanileri.

Ve altıncı evladı Cunizza Hanım
Ki Richard St Boniface’ye verilmişti ilkin
Ve o kocasından Sordello ayırmıştı O’nu
Ve yatmıştı O’nunla Tarviso’da
Tarviso’dan kapı dışarı edilene dek
Ve bırakıldı Bonius adlı bir askerle
nimium amorata in eum
Ve oradan oraya gidip durdu
“Bu yıldızın ışığı hakkımdan geldi”
Ziyadesiyle kendinden hoşnut
Ve en berbat faturaları çoğaltıp durarak.
Ve bu Bonius öldürüldü bir Pazar günü
ve sonra Braganza’dan bir Lord
ve sonra Verona’da bir ev.

Ve bakıp yer tahtalarından göğe
Dedi ki Juventus: “Ölümsüz …
Dedi ki: ”On bin yıl önce …”
Ya da dedi ki: “Geçerek koninin uç noktasından
“Başlarsın kopyasını yapmaya.”
Böyleydi dinç Juventus, Eylül’de,
Serin havada, gök altında,
Kızlarının davranışı eleştirilmiş olan
Cenaze levazımatçısının evi önünde.
Fakat yaşlı adam kendisini nasıl hissettiğini bilmiyordu
Hatırlamıyordu da bu lakırdıya yol açan şeyi.
Dedi ki: “Bildiğim şeyi, biliyordum,
“Bilgi vazgeçebilir mi bilgi olmaktan?”
Daha yaşlı ihtiyarın çayırlığında
Sürdürdü dolanmasını:
“Her şeyin en hafifidir madde,
“Tahıl kabuğu, topak topak, fırlatılmış, döndürülmüş eterde,
“Kuşkusuz ki ezilmiş ağırlıkla,
“Işık da gözden kaynaklanır;
“Başımın üstündeki kürede
“Çapı yirmi adım, çapı otuz adım
“Camsı, parıltılı yüzeyi –
“Pek çok yansımalar var
“Ki böylelikle insan izleyebilir onların dönüşlerini ve hareketlerini
“Başları şimdi aşağıdadır, ve şimdi yukarıdadır.”
Daha sonra iflas etmiş olan
Minerallerin amatör araştırıcısına doğru gitti;
Fotoğraf makinesi sahibi, yörenin gülünç adamı Jo Tyson’un evinin
Önünden geçti; çarpık bacaklıydı kızı
Ve evliydi meclis üyesi birinin oğluyla.

O-hon dit que-ke fois au vi’-a-ge …

İşlerinde kalabilmelerine engel aşırı kültür sahibi
Emekli üç papazın evini geçti.
Kavrulmuş lokumlara duyulan özlem
Özlemi çağırıyordu
(Kişilerin ozmozundan bahsedelim)
Fonografinin iniltisi onların iliklerine işledi
(Haydi biz …
Pornografinin iniltisi …)
Ağustosböcekleri devam eder kesintisiz.
Nafile bir boşlukla döner evlerine bakireler
Nafile bir kızgınlıkla
Döner meskenine on sekizlik delikanlı,
Caz bandosu vurup durdu ve vurup durdu,
Elli yaşındaki centilmen düşündü
Belki de tam böyle olması da iyi diye.
Nasılsa öyle kalsın her şey.

Mitolojik dış görünüm yatar ormandaki yosunda
Ve Darwin hakkında sorular sorar O’na.
Ve hayal görüntüsünün yanan ateşiyle
“Deh! nuvoletta …” diyerek cevap verir
Böylelikle kendisinin gidişinden pişman olabilirdi kadın.
Yosunun koyda sürüklenişi:
Bir rehber, bir akıl hocası ararken kadın,
Amaçlardı erkek onurlu bir kariyeri
Atalarının izinden gidebilmek adına;
Daha büyük bir anlayışsızlık olur mu?
Gençle genç arasındakinden
Daha büyük bir anlayışsızlık bulunmaz.
Genç anlamaya çalışır;
Orta yaşlı ise arzusunu tamamlamaya.
Deniz yosunu neredeyse kurudu, ve suyun üstünde şimdi,
sürüklenir bellek, yosun, aheste gençlik, sürüklenir,
Yayılmış kaya üstüne, ağarmış ve suyun üstünde şimdi;
Wein, Weib, TAN AOİDAN
Bunların en asli olanı ikincisidir, dişi olan
Bir elementtir, dişi olan
Kaostur
Bir ahtapot
Biyolojik bir süreç
ve bizler çabalarız tamamlamaya …
TAN AOİDAN, arzumuz, sürüklenir ….
Ailas e que’m fau miey huelh
Quar no vezon so qu’ieu vuelh.
Dut yaprağımız, kadın, TAN AOİDAN,
“Nel ventre tuo, o nella mente mia,
“Evet, Han’fendim, tamamen, bir şeyi
Hakkını vererek yapmış olsaydınız.”
“Faziamo tutte le due …
“Hayır, palmiye odasında olmaz.” Hanımefendi
Palmiye odasının çok soğuk olduğunu söyler. Des valeurs,
Nom de Dieu, et
encore des valeurs.

Bir denizaltıdır kadın, bir ahtapottur, kadın
Biyolojik bir süreçtir,
Böylelikle döndü orada Arnaut
Üstünde taşa oyulmuş dalga deseni
Kule tepesi aynı düzeyde kuyu kenarıyla
Ve kesme taştan kule üstündeydi onun, diyerek:
“Ölümden sonraki hayattan korkuyorum.”
ve bir moladan sonra:
“Şimdi, nihayet, şaşırtabildim O’nu.”
Ve başka gün ya da akşam gün batımına doğru arenada
(les gradins)
Bilekte küçük bir dantel
Ve çok temiz de olmayan bir dantel…
Ve ben, “Fakat bu beni mağlup eder,
“Beni mağlup eder, yani ki anlamıyorum bunu ben;
“Onların içindeki bu ölüm aşkını.”
Kişilerin ozmozunu göz önünde tutalım
nondum orto jubare;
Kule, fildişi, berrak gök
Fildişi bükülmez güneş ışığında
Ve soluk berrak gök
Dar kalçalı Phoibos,
Keskin serin hava,
Kesik çiçek rüzgârda, Helios yanında
Işık kenarının Efendisi, ve Nisan
Uçuşmuş Tanrı ayakları etrafında,
Bir eşek arabası üstündeki güzellik
Oturur beş çamaşır çuvalı üstünde
Perugia yakınında, San Piero’ya götüren
Yol olmalı bu. Gözler kahverengi topaz,
Kahverengi kum üstünde dere suyu,
Beyaz tazılar yamaçta,
Suyun süzülüşü, ışıklar ve karina,
Geceden çıkan gümüş gagalar,
Taş, dal üstünde dal,
lambalar akar suda,
Gölgesinin siyah gövdesi yanında çam ağacı
Ve tepede gölgenin siyah gövdeleri
Ağaçlar erimiş havada.

 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy