16.Kanto’dan

Ve cehennem girişinden önce; kuru ova
Ve iki dağ;
Dağın birinde, koşan bir biçim,
Ve başka bir tane
Bayırın dönemecinde; sert çelikten
Yavaş bir vidanın yivleri misali yol,
Aradaki mesafe neredeyse belli belirsiz,
Öyle ki dön dolaş gel, sanki yukarı çıkılmamış gibi,
Ve o koşan biçim, çıplak, Blake,
Bağırmaktadır, kolları fırıl fırıl, o hızlı uzuvları,
Uluyor kötülüğe karşı,
Dönüp duruyor gözleri,
Alev almış araba tekerlekleri gibi fırıl fırıl,
Ve çelik dağda saklanmak için,
Kaçmaktayken kötülükten
Kötülüğe bakmak için başı arkaya doğru çevrilmiş,
Ve tekrar Kuzey tarafında görüldüğünde,
Gözleri alev alevdi cehennem girişine doğru,
Boynu ilerde,
Ve O’nun gibi, Peire Cardinal gibi.
Ve Batı’daki dağda, İl Fiorentino,
Görmektedir cehennemi aynasında,
Ve lo Sordels
Kalkanında bakmaktadır ona;
Ve Augustine, gözünü dikmiş görünmez olana.

Ve onların ötesinde, suçlular
Yatmaktalar mavi asit göllerde,
İki tepe arasındaki yol, yavaşça
Yukarı çıkar,
Alevler şekiller oluşturur vernikte, crimen est actio,
Doğranmış buzdan ve testere tozundan cehennem avlusu,
Ve cehennem kenelerinden kendimi kurtarmak için
Yıkadım kendimi asitle,
Pullar, düşen bit yumurtaları.
Palux Laerna, bedenlerden göl, aqua morta,
Akışkan kollardan ve bacaklardan,
Ve katışmışlar bir sandıkta istiflenmiş balıklar gibi,
Ve burada bir mermer kırıntısını kavramış bir kol havada,
Ve akmakta embriyolar,
Su altında bırakarak, içeriye doğru yeni akış,
Burada bir kol havada, yılanbalıklarıyla çevrelenmiş alabalık;
Ve kıyıdan, o kaskatı otlar
Kuru kesik patika, nice ünlüleri ve ünsüzleri görmüş,
Bir anlığına;
Suda batıp gitmişler,
Geçip gitmiş o yüz, o nesil.

Sonra aydınlık hava, fidanların altında,
Eter altında mavi şeritli göl,
Bir vaha, taşlar, dingin tarla,
Çayırlar suskun,
Ve boyları geçmiş ağacın dalını,
Gri taştan destekler,
Ve gri taştan merdiven,
Geçit pürüzsüz granit bir dörtgen:
Aşağı inmekte,
Ve geçitten aşağı iniyorum dünyaya,
Patet terra,
Giriyorum dingin havada,
O yeni gök,
Bir gün batımı sonrasında gibi ışık,
Ve çeşmeleri başında, kahramanlar,
Sigismundo, ve Malatesta Novello,
Ve kendi kurdukları şehirlerin tepelerini seyretmekte.
Uzaktaki ovada ve kaynak göllerinde
O sudan yükselir su perileri
Yayarak çelenklerini,
Dallarla örerler sularının sazlıklarını,
Usul usul,
Ve şimdi bir adam doğruldu pınarından
Ve çıkıp gitti ovadan.


 

Ezra Pound (1885-1972)

Çeviren: İsmail  Haydar Aksoy