Çalışmanın Çeperlerinde

Çalışmanın tam ortasında
vahşi yeşillikleri vahşice özlemeye başladık,
Çorak Ülke’nin bizzat kendisinden sonra, ki sadece
telefon kablolarının cılız uygarlığı nüfuz ediyordu oraya.
*
Boş zaman ayı dolaşır Çalışma gezegeninin etrafında
kütlesiyle ve ağırlığıyla. – Bunun böyle olmasını istiyorlar.
Eve giderken toprak sivriltir kulakları.
Yeraltı bizleri çimlerin sapları aracılığıyla dinler.
*
Bu çalışma gününde de kişiye özel bir sessizlik var.
Bir kanalın gittiği dumanlı bir anakara gibi:
Trafik ortasında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkıyor TEKNE
veya fabrikanın arkasından kayıp gidiyor, beyaz bir serseri.
*
Bir Pazar günü boyanmamış yeni bir binanın yanından geçiyorum
ki duruyor külrengi bir su yüzeyi önünde.
Yarısı bitti binanın. Yıkanan birinin derisi gibi
aynı parlak renge sahiptir tahtası.
*
Işıkların dışarısında, tamamen siyahtır Eylül gecesi.
Gözler alıştığında bir şey parlıyor
büyük salyangozların kayarak ilerlediği tarlalar üstünde
ve mantarlar yıldızlar kadar çoktur orada.

[“TINILAR VE BELİRTİLER”den (1966)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Yalnızlık

 

I

Burada Şubat ayında bir akşam neredeyse ölecektim.
Yolun yanlış tarafına doğru, yanlamasına kayıyordu
araba donmuş kırağı üstünde. Karşıdan geliyordu arabalar –
farlar – hayli yaklaşmıştı.

İsmim, kızlarım, işim
serbest kaldılar ve sessiz durdular arkada,
hâlâ daha uzaktaydılar. Düşmanların etrafını çevirdiği
okul bahçesindeki bir oğlan misali anonimdim.

Karşıdan gelen trafiğin muazzam ışıkları vardı.
Direksiyonu çevirirken ve çevirirken aydınlatıyordu ışıkları beni
yumurta beyazı gibi akan berrak bir dehşet içindeyken.
Saniyeler büyüdü -ki orada yeri vardır insanın-
büyüdü ve hastane binaları kadar büyük oldular.

Handiyse durabilirdi insan
ve bir ân nefesini dışarı üfleyebilirdi
ezilmeden önce.

Sonra birdenbire bir dayanak noktası çıktı ortaya : yardımcı bir kum tanesi
veya harika bir rüzgâr çarpışı. Kurtuldu araba
ve hızla sürünmeye başladı yolun karşı tarafına doğru.
Bir kısa direk dikildi önümde ve kırıldı -keskin bir tını-
uçup gitti karanlıkta.

O vakte kadar sessizlik vardı. Takılı duruyordu emniyet kemerim
ve kar fırtınası arasından bana ne olduğuna bakacak birinin
nasıl geleceğine bakıyordum.

 

II

Hayli zamandır yürüyorum
burada, bu donmuş Doğu Gotland tarlalarında.
Hiç kimseler yok görüş mesafemde.

Dünyanın diğer bölgelerinde
doğarlar, yaşarlar, ölürler
inatçı bir kalabalığın içinde insanlar.

Her zaman görünür olmak -yaşamak
gözlerden bir sürü içinde-
özel bir yüz ifadesi vermelidir insana.
Balçıkla kaplanmış bir yüz.

Mırıltıları yükselir ve düşer
bölüşürken aralarında
gökyüzünü, gölgeleri, kum tanelerini.

Yalnız kalmak zorundayım
sabahları on dakikalığına
ve akşamları on dakikalığına.
– Programsız.

Herkes kuyrukta bekliyor herkesi.

Daha çok kişi.

Bir kişi.

 

[“TINILAR VE BELİRTİLER”den (1966)]

 
Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Kışın Formülleri

I
Yatağımda uyuya kaldım
ve gemi omurgasının altında uyandım.

Sabah saat dörtte
varoluşun büsbütün kazınıp temizlenmiş kemikleri
refakat ederler birbirlerine.

Kırlangıçlar arasında uyuya kaldım
ve kartallar arasında uyandım.

II
Sokak lambasının ışığında yoldaki buz
parıldar iç yağı gibi.

Afrika değil burası.
Avrupa değil burası.
“Burası” dışında hiçbir yer değil burası.

Ve “ben” olan şey ise
sadece bir kelimeydi
Aralık karanlığının ağzında.

III
Karanlıkta sergilenen
hapishanenin çardakları
ışıldarlar televizyon ekranları misali.

O büyük soğuktaki
gizli bir diyapazon
yayar sesini.

Yıldızlı gök altında dururum
ve dünyanın tıpkı bir karınca yuvası gibi
paltomun içine ve dışına doğru
sürünmekte olduğunu hissederim.

IV
Kardan fırlamış üç siyah meşe.
Öyle kaba saba, ama becerikli.
O muazzam şişelerinden
ilkbaharda köpüklenecek o yeşillik.

V
Kış akşamında sürünüyor otobüs.
Dibi sığ ölü bir kanal gibi yolu olan
o ladin ormanında parlıyor bir gemi misali.

Yolcusu az: bazıları yaşlı ve bazıları çok genç.
Eğer dursaydı ve lambalarını söndürseydi
yok olurdu dünya.

[“TINILAR VE BELİRTİLER”den (1966)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Hommages

Anti şiirsel duvar boyunca yürüdü.
Die Mauer. Ardını görmeden.
Yetişkin hayatlarımızı kuşatmak istiyor
o rutin şehirde, o rutin manzara.

Eluard bir düğmeye dokundu
ve açıldı duvar
ve ortaya çıktı bahçe.

Elimde süt kovası önceden geçip gittim ormandan.
Her tarafta menekşe renkli ağaç gövdeleri.
Bir adak gemisi kadar güzel
eski bir şaka asılı orada.

Pickwick Kulübü’nü okudu yaz.
İyi hayat, kızgın beylerle dolu
sessiz bir araba.

Gözlerini kapat, atları değiştir.

Sıkıntı içindeyken çocukça düşünceler geliyor.
Yatağın kenarına oturduk ve dua ettik
bu teröre bir ara verilsin diye, pickwickler’in girebileceği
bir duvar oyuğu.

Gözlerini kapat, atları değiştir.

Haylidir yolda olan
parçaları sevmek kolaydır.
Kilise çanları üzerindeki yazıtlar
ve azizler arasında atasözleri
ve binlerce yıllık eski tohumlar.

Archilochos! – Yanıt yok.

Kuşlar denizin tüylerine sürtündü.
Simenon ile kilitledik kendimizi içeriye
ve dizilerin sona ulaştığı
insan hayatının kokusunu hissettim.

Gerçeğin kokusunu hisset.

Açık pencere durmuştu
buradaki ağaç tepeleri
ve akşam göğünün veda mektubu önünde.

Shiki, Björling ve Ungaretti
ölümün karatahtası önünde hayatın tebeşiriyle.
Büsbütün mümkün olan o şiir.

Dallar sallanırken kaldırdım başımı.
Beyaz martılar yemişti siyah kirazları.

[“TINILAR VE BELİRTİLER”den (1966)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Afrika Güncesi’nden (1963)

O Kongolu sokak ressamının tablolarında
böcekler misali incecik kımıldıyor insan gücü
kendilerinden çalınmış figürler.
İki değişik şekilde yaşamanın zorlu geçididir bu.
Varmış olanın gidecek daha çok yolu var.

Kulübeler arasında yolunu kaybetmiş bir yabancı buldu genç adam.
O yabancıyı arkadaşı mı yoksa şantaj için malzeme mi
yapmak istediğini bilmiyordu.
Bu kararsızlık hiddetlendirdi O’nu. Şaşkınlık içinde
ayrıldılar.

Yoksa, Avrupalılar sanki bizim Annemiz’miş gibi
uzaklaşmazlar arabadan.
Ağustos böcekleri traş makineleri kadar güçlü. Araba eve dönüyor.
Yakında o güzelim karanlık ilgilenecek
kirli giysilerle. Uyu.
Varmış olanın gidecek daha çok yolu var.

Tokalaşmalardan oluşan göçmen kuşlar belki yardımcı olabilir.
Gerçeği kitaplardan çıkarmaya yardımcı olabilir belki.
İleri doğru gitmek bir zorunluluk.

Geceleri okur öğrenci, okur ve gene okur özgür olmak için
ve sınavdan sonra, bir sonraki adam için bir basamağa dönüşür.
Zorlu bir geçit.
Varmış olanın gidecek daha çok yolu var.

[“TINILAR VE BELİRTİLER”den (1966)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

İşe Sıfırdan Başlamak

… Ölüm dik dik bakar bizim tutkularımıza, ve sustururuz onları; hayata karşı olan şey ne ise onunla uyumlu yaparız arzularımızı; ve varoluşumuzun büyük kısmını kâr ve güç bulmanın lânet arayışına dayanak yaparız. … Bir bütün olarak bakıldığında, otorite ve para gerçekten de âşıkların öpüşlerinin nasıl olacağını düzenleyebilir mi? Veya kaç para olacaklarını belirlediklerinden dolayı şarabın tadını, veya senin rüyalarını veya bir dağ yamacındaki kekik kokusunu belirleyebilir mi? Eğer böyleyse ve böyle yapabiliyorlarsa, dünya tersine dönmüş demektir, ve ben bu dünyayı düzeltmek istiyorum. … Öyle alışmışlar ki insanlar korkmaya, öldürmeye, hor görmeye ve nefrete, içlerinde kendilerinin yanlış davrandığını fısıldayan sese sağır kalırlar, ve kendi hayatlarında tiksindikleri ne varsa onları basitçe yansıtır tavırları. Bu yüzden kendi umutsuzluklarını baskılayabilecek ilaçları tercih ederler – bu şipşak tedavi yanılsaması onları oyalar. Fakat onları yiyip tüketen kanser baki kalır. … Ölüm yakalar seni ve sendeleyip kayarsın hayattan, harap düşersin muhasebe defterlerini tutmaktan ve gündelik sefaletin bilançolarından, veya abartılı bir siyasetçi misali desteklenir marifetin, çünkü çok mükemmel bir şekilde ölmeyi başarabildin. Nefret etsen bile güçten, her şeye rağmen gene de saygı gösterirsin güce, çünkü bütün menfur eylemlerini onaylayan o reddeden küstah tavrını güçten ödünç almışsındır. Fakat hayat küçük düşürür en harika teorileri olanları bile. Buyrukları ve yasaları ve sınırları çevreleyen cesaret ve gülüş hazlardan doğar sadece; bir çocuğun masumiyetiyle düşer üstüne hâlâ yargılayanların, baskı kuranların, hesap yapanların ve yönetenlerin. … Bırakalım ölüler gömsünler yaşayan ölüleri. … Kendi arzularını terk eden herkesin keşfedeceği üzere, zehirlidir ölü gerçekler. … Diğer öbür kitaplardan daha fazlasını söylemiyorsa şayet, nedir ki değeri o kitabın? … her birimizin taşıdığı yalan sadece tam da ne yapmak istiyorsak onu pişmanlık duymaksızın ve kararsızlık yaşamadan yaparak dağıtılabilir. Burada hangi yalanlar kalmışsa senin arzuların kökünü kazısın onların, ve yok etsin beynindeki o büyük engizisyoncuyu. … Kendisini sevmeyi öğrenen her kişi ötesindedir tertiplerin ve utanç nöbetlerinin ve suçun ve sevme korkusunun; ve bu kişi şunu çok iyi bilir: hatalarıma rağmen bir milim dahi sapmayacağım bireysel istencin yaşayacağı bir temele dayanan bir toplum yaratma arzumdan, her şeyiyle başının üstünde ters duran bir toplumu evrensel olarak baltalayarak yapacağım bunu. … Bireysel özerklik üstüne binlerce yıllardır konulmuş o kayayı kim parçalayacak? Çünkü hayli zamandır yaşamayı öğrenmenin anlamı ölmeyi öğrenmektir. … Her birimizin içindedir anahtar. Kullanma kılavuzu verilmiyor o anahtarla. Kendi kendini tek referans noktası olarak görmeye karar verdiğinde, birbiri peşi sıra isimler sıralama tuzağına düşmezsin. Senin veya benim olabilir bu isimler; başka insanların düşüncelerine boyun eğme, veya olayları değerlendirişin belli bir kalıba girmesin. Ve tarih içinde bir hareketin parçası olmuş o daimi olarak mevcut hatıraları olan insanlarla bağ kurmaktan da vazgeçeceksin; çünkü o hatıralar bir şeyi deneyimlemekten edinilecek kişisel faydayı hâlâ engellemektedir. … Kendi hayatlarımızı keşfetmek tümüyle bize kalmış bir şey. Öyle çok enerji harcıyoruz ki vekâleten yaşamaya, gerçekten öyle ağır bir iş ki bu, kendini sevdiğin anda buna yeter dersin. Bu enerjiyi içindeki çocuğa, o tamamlanmamış yaratığın başarısına ve gelişmesine harcamalı. Arzunun anonimliğine erişmeyi ve sellerin beni alıp götürmesini isterim. …

(“Hazların Kitabı”ndan)

Raoul Vaneigem

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

Nil Deltası’nda

Şehirde bir gün geçirdikten sonra, otelde
damlıyordu genç kadının gözyaşları yemeğine,
kıtlıktan ötürü ölmek zorunda olan çocuklar görmüştü
ve hastalar sürünüyordu ve yatıyordu yerlerde.

Kadın ve kocası çıktılar odalarına
bütün kiri bağlamak için su püskürtmüşlerdi orada.
Çok şey konuşmadan kendi yatağına yattı her biri.
Kadın derin bir uykuya daldı. Adam uyumadı.

Dışarıda karanlıkta büyük bir gürültü akıp geçti.
Uğultular, ayak vuruşları, çığlıklar, arabalar, şarkılar.
Kıtlıkta oldu bu. Asla sonu gelmedi bunun.
Ve adam uyudu kıvrılarak bir reddedişte.

Bir rüya gördü. Adam bir deniz yolculuğundaydı.
O külrengi suda bir hareket oluştu
ve bir ses dedi ki: “İyi olan biri var.
Nefret etmeden her şeye bakabilen biri var.”

[“YARISI TAMAMLANMIŞ GÖKYÜZÜ”nden (1962)]

Tomas Tranströmer (1931-2015, İsveç)
(2011 Nobel Edebiyat Ödülü)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy