Duvarda Bir Gölge

Öğle melteminde kımıldıyor
bir dalın gölgesi duvarda,
yeterince dünyasal
ve göz hesaba katılırsa
bir gök oyununda
yer alabilmek için yeterli.

Ne kadar öteye gideceksin daha?
Zorlayan yeni izlenimlerin girişi
yasak –

Dilsiz uzanmak,
bakmak kendi işaretlerine,
bütün döllere,
gelincikte özellikle
fazlaca dinlenen,
unutulmaz,
çünkü yazla birlikte gelmişti –

nereye gitti -?

Gottfried Benn (1886-1956)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Reklamlar

Güller

Güllerin zamanı aktığında
vazoya, çalılığa, tarha
ve dökülüp yittiğinde yapraklar,
düşer gözyaşları da.

Kalıcı zamanları düşle,
değişimi ve tekrar dönüşü,
düşle – güller yaprak yaprak
gidiyor yitirişe doğru kayarak.

Zamanların denizden yükselmesi
ve yeniden doğuşu aldatmaca,
aldatmaca – batarlar, susarlar,
güller solduğunda.

Gottfried Benn (1886-1956)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Şiir

Ve nedir anlamı bütün bu zahmetin,
az imge, az söz, hesaplama,
ne hissedersin ve kişiliğinde her zaman
sessiz yasın bir baskısı mı vardı?

Hiçten geldi, akıyor birlikte
basitlikler ve potporiyle,
orada işte kül ve işte orada alaz,
serpiyor ve söndürüyorsun, gözlüyorsun,

çünkü biliyorsun her şeyi anlayamayacağını,
sınırla, eşitçe, yeşil çit
bazı berrak parçaları çerçevelesin,
gene de güvensizliğe yargılısın sen de.

Böylelikle, gece ve gündüz, asılı durursun,
yontarsın taşı, vurursun, Pazar günü, dinlenmeden,
iki yapı arasında gümüş, geçip gidene dek,
sonra dönersin sırtını – oradadır.

Gottfried Benn (1886-1956)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Alicante Ninnisi

Alicante’de yuvarlarlar fıçıları
Beceriksizce iri taş parçaları üstünde
Sarı paella lokantalarının önünden,
Aşağıda köhne arka sokak balkonları,
Bu arada horozlar ve tavuklar
Dam üstü bahçelerde
Dinlenmekten vazgeçerler ibiklerle ve gıdıklanışlarla.

Çin portakalı rengindeki tramvaylar çınlar taşırken
Yolcuları çivit mavisi bir köpürüş altında
Kablolardan aşağıya iliştirilmiş bir köpüklenme bu:
Sevgililerin ıslığa benzeyen ses limanı yanında
Duy hoparlörlerin gümbürtüsünü
Her bir neon ışıklı palmiyeden
Rumbalar ve sambalar ki hiçbir kulaklık kısamaz bu sesi.

Ey akortsuzluk, tanrıçası cazın ve çekişmelerin,
Gaydaların ve çalparaların çatlak gırtlaklı odalığı,
Fısıltılı lirler ve viollerin ninni söylediği
(Piano, pianissimo)
Yastıktaki başım olsun
Con brio’ların, capriccioso’ların,
Crescendo’ların, cadenza’ların, presto’ların ve pretissimo’ların.

(1956)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

NOT: Müzik terimlerini çevirmeyi gerekli görmedim.

Ağ Tamircileri

Sardalya kayıklarının o küçük limanının az biraz yukarısında,
O çelimsiz, acı badem köklerinin yeşil torbalı kabuklar şeklinde
Semirdiği yerin az biraz aşağısında, üç ağ tamircisi oturuyordu,
Siyah giyinmişlerdi, her biri matemini tutuyordu birilerinin.
Sağlam sandalyelerinin arkasını çevirmişlerdi yola ve yüzleri dönüktü
Kendi eşiklerinin o karanlık domino taşlarına.

Onların karga renklerini boyuyordu Güneş,
Morlaştırıyordu inciri yaprak gölgesinde, tozu pembeye dönüştürüyordu.
Tomas Ortunio ismi verilen yolda, mika
Yanıp sönüyordu para gibi tavukların halkalı ayakları altında.
Kayalardan deniz tuzunu keçiler yaladıkları için beyazdı evler.

Parmakları çalışırken kaba ağ gözüyle ve ince işle
Gözleri dönenip durur kasabanın her tarafını bir mavi ve yeşil bilye misali.
Kimseler ölmez veya doğmaz onların haberi olmadan.
Konuşurlar gelin dantellerinden, dövüş horozları misali atak sevgililerden.

Yana yatar Ay, taş bir hanım misali, kurşunî denizin
Ve onları kuşatan demir tepelerin üstünde. Topraksı parmaklar
Büker eski sözcükleri ağ ipliklerine:

Bu gece balıklar ağlarda gümüşten bir hasat olsun,
Ve kocalarımızın ve oğullarımızın lambaları
Alçaktaki yıldızlar arasında güvenlikle kımıldasın.


(1959)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Kış Gemisi

Ahım şahım iniş alanı yok bu iskelenin.
Kırmızı ve turuncu mavnalar doldurur burayı,
Bağlanmışlar rıhtıma, eski, cırlak renkli,
Ve görünüşe göre dayanıklı.
Nabzı atar denizin petrolden bir derinin altında.

Martının biri korur duruşunu bir varoş mahya kirişinde,
Rüzgârın akışında ilerler, sağlam durur
Ağaç gibi ve ciddîdir, külden bir ceket içinde,
O yassı limanın tamamı demir atmıştır
Onun o değirmi sarı göz düğmesine.

Bir gözlem balonu su yüzüne çıkar bir gündüz ayı
Veya bir teneke kutu gibi, balık buzları üstünde puro gibi.
Görünüş kasvetlidir eski bir asitle dağlanma misali.
Üç varil küçük pavurya boşaltıyorlar.
İskelenin kazıkları çökmek üzere sanki

Ve onlarla birlikte uzaktaki o sarsak anıtları
Toptancı mağazalarının, maçunaların, vapur bacalarının
Ve köprülerin. Etrafımızdaki her şeyi kaydırır su
Ve dedikodusunu yapar gevşek argosuyla,
Nakleder kokularını ölü morinaların ve katranın.

Daha uzakta, dalgalar çiğner buz kurabiyelerini –
Berbat bir aydır bu parkta uyuyanlar ve sevgililer için.
Gölgemiz bile soğuktan mavileşti.
Gelmesini isteriz Güneş’in
Ve bizi karşılamasını, bu buz kaburgalı gemi yerine,

Püsküllü ve bitkin, ayazdan oluşan bir albatros,
Sert havadan arta kalmış şey, her bir bocurgat ve istralya
Sarmalanmış camsı bir zar ile.
Eli kulağındadır Güneş’in eksilmesinin:
Her bir dalga ucu parıldar bir bıçak misali.

(1959)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Enkaza Dönmüş Yüz

Bir sirk misali tuhaf, enkaza dönmüş yüz
Gezer pazar yerini, dehşetengiz ve afetzede
Bazı tarifsiz hayal kırıklıkları yüzünden,
Hazindir sızıntılı gözden şişmiş buruna.
İki iğne gibi bacak sendeletir kütlenin tabanını.
Istıraplı bir şekilde mor, inlemeyle kılıçtan geçirilmiş ağız,
Geçmiş uygundur o eve, o bütün ihtiyatların geçmişine –
Kendim, kendim! – edepsiz, kederli.
Budalanın o apaçık kem bakışı daha iyidir
Hissiz insanın o taş suratından,
Kadifeyi savuşturur riyakâr:
Daha iyi, daha iyi, ve daha kabul edilebilir
Ürkek çocuklar için, sokaktaki hanımefendi için.
Ey Oedipus. Ey İsa. Kullanıp hasta ettiniz beni.

(19 Mart 1959)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy