Lyonnesse

Islık çalmanın faydası yok Lyonnesse için!
Deniz soğuğu, deniz soğuğudur kesin olan.
Bak şu beyazlığa, alnındaki o yüksek buzdağına! –

Battığı yer orası işte.
Mavi, yeşil,
Gri, belirsiz yaldız.

Gözlerinin denizi yıkıyor onu
Ve değirmi bir kabarcık
Patlıyor yukarı doğru kampanaların,

İnsanların ve ineklerin ağızlarından.
Lyonnesse halkı her zaman
Cennet başka bir şey olmalı diye düşünmüştü,

Fakat aynı yüzler olmalıydı,
Aynı yerler, …
Sarsıntı geçirmeyi gerektiren bir şey değil bu –

O aziz, yeşil, nefes almaya elverişli atmosfer,
Soğuk mısır yemeği ayaklar altında,
Ve örümceğimsi su ihtişamı tarlada ve sokakta.

Onlar asla unutulmuş olmadılar,
Ki o büyük Tanrı
Tembelce kapattı bir gözünü ve kaymaları için bıraktı onları

İngiliz uçurumuna ve o denli tarihin içine!
Görmediler O’nun gülümsediğini,
Döndüğünü, bir hayvan misali,

Lokmanruhundan mağarasında, yıldızdan mağarasında.
Öyle çok savaş görmüştü ki!
Belleğinin beyaz boşluğu gerçek bir Tabula Rasa idi.

(21 Ekim 1962)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Gezinti

Ey bakire teyze, sanki bağırmaya geldin.
Hole geçin!
Atılgan
Kertenkelenle, o küçük fiske
Bütün dişli çarklar, garip pırıltı ve her dişli çark som altın.
Ve ben terlikle ve ev elbisemleyim, ruj bile sürmemişim!

Ve sana etraf gösterilsin istersin!
Evet, evet, bu benim adresim.
Senin mekânında bir toprak parçası değil, sanırım,
Cava kazları ve maymun ağaçlarıyla.
Biraz yanmış yıkılmıştır,
Bir parçacık vahşi bir makine, bir parçacık dağınıklık!

Ah parmağımı şunun içine koymamalıydım
Teyzecik, ısırabilir çünkü!
Bu benim buzdolabım, kedi değil,
Kediye benziyor olsa da, kabarık maddesiyle, saf beyaz.
Görmelisin yapabildiği nesneleri!
Milyonlarca zorunlu buz keki!

İyidir migrenim veya bel ağrım için. Ve işte
Burada tutarım mangalımı,
Her kömür sıcak bir çapraz dikiş – hoş bir ışık!
Bir gece patladı büsbütün
Duman olup gitti.
Ve bu yüzden saçlarım yok, teyzecik, nefesim kesilir

Arada sırada bu yüzden, sanki kusmak zorundaymışım gibi.
Kömür gazı berbat bir maddedir.
Bak burası seveceğini sandığım bir yer –
Sabah Zaferi Havuzu!
Mavi olan bir mücevherdir.
Aralıksız kırk saat kaynatabilir.

Ah mendilimi onun içine batırmamalıydım, acı verir bu!
Geçen yaz, ah Tanrım, geçen yaz
Yedi tane hizmetçi kadını ve bir tesisatçıyı yedi bu
Ve iade etti onları temizlenmiş ve ütülü kolalı gömlekler gibi.
Kekre miyim ben? Uzlaşmaz mıyım?
İşte burada gözlüklerin, canım, burada işte çantan.

Çay içmek için eve gitmeli senin o yassı şapkanda.
Limon çayı olacak benim için,
Limon çayı ve kulağakaçan bisküviler – ürkünç ürkünç.
Böyle olsun istememiştin sen.
Eve doğru ilerlemeli, hava bozmadan.
Eve doğru ilerlemeli, ve hemşirelere basıp tökezleme sakın! –

Kel olabilir, gözleri olmayabilir,
Fakat teyzecik, müthiş hoş bir kadındır bu.
Pembedir kadın, doğuştan ebedir –
Ölüyü hayata döndürür kıpır kıpır parmaklarıyla ve küçük bir ücret karşılığı.
Umarım ki zevk almışsındır, teyzecik!

Çay içmek için eve gitmeli!

(25 Ekim 1962)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Korkak

Takma bir isim uydurur bu adam
Ve arkasına sokulur bir solucan gibi

Telefondaki bu kadın
Bir erkek olduğunu, bir kadın olmadığını söyler.

Maske büyür, solucanı yer,
ağız için ve gözler için ve burun için çizgiler,

Kadının sesi oyar –
Ölü biri gibi daha çok ve daha çok,

Hemzelerdeki solucanlar.
Nefret eder

Bir bebek düşüncesinden –
Hücrelerin hırsızı, güzelliğin hırsızı –

Şişman olmaktansa ölü olmayı yeğler,
Ölü ve mükemmel, Nefertit gibi tıpkı,

O hiddetli maskenin abarttığını işitirim
Her bir gözün gümüş gayya kuyusu

Ki orada asla yüzmeyecek çocuklar,
Ki orada yalnızca o erkek ve o erkek olacak.

(16 Kasım 1962)

Sylvia Plath (1932-1963)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Bir Şükran

Tam da Minnesota’daki Rochester karayolu ilerisinde,
Kuşatır alacakaranlık uysalca öteleri çimenlerde.
Ve o iki Kızılderili midillinin gözleri
Kararır şefkatle.
Arkadaşımı ve beni karşılamak için
Çıkıp gelmişlerdi söğütlerden seve seve.
Dikenli teli aşarak girdik
Bütün gün yapyalnız otladıkları meraya.
Gergince kıpırdanırlar, geldiğimiz için mutlu olmalarını
Neredeyse barındıramazlar.
Ürkekçe eğilirler ıslak kuğular misali. Severler birbirlerini.
Onlarınki gibi yalnızlık bulunmaz.
Bir kez daha evdeler, başlarlar karanlıkta
Baharın taze saçlarını kıtır kıtır yemeye.
Tutmak isterdim kollarımda daha ince olanını,
Değil mi ki yanıma yaklaşmıştı
Ve sol elime sürtmüştü burnunu.
Siyah ve beyazdır,
Serkeşçe alnına düşer yelesi,
Ve bir kızın bilek derisi gibi hassas
O uzun kulağını okşamaya taşır beni hafif bir esinti.
Ansızın fark ederim
Bedenimden dışarı çıksaydım
Çiçekte duyulabileceğimi.

James Wright (1927 – 1980, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Mutluluk

Mutluluk nedir bana anlatır mısınız diye sordum
hayatın anlamını öğreten profesörlere.
Ve binlerce kişinin işini yönlendiren
meşhur idarecilere gittim.
Hepsi kafalarını salladı ve gülümsedi bana
sanki kendileriyle dalga geçiyormuşum gibi.
Ve sonra bir Pazar öğleden sonra yürüdüm
Desplaines ırmağının kenarı boyunca.
Ve ağaçların altında kadınlarıyla ve çocuklarıyla
ve bir fıçı birayla ve bir akordeonla
bir Macar topluluğu gördüm.

Carl Sandburg (1878-1967, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Duvarcının Sevdası

Canıma kıymayı düşündüm çünkü sadece bir duvarcıyım ben
ve sen de eczane işleten bir adamı seven bir kadınsın.
Eskisi gibi aldırmam şimdilerde; eskisinden daha da düzgün yerleştiririm
tuğlaları ve hafiften şarkı söylerim kullanırken malamı ikindileri.
Güneş gözlerimdeyse ve merdiven sarsaksa
ve harç keresteleri yanlış yerdeyse, seni düşünürüm.

Carl Sandburg (1878-1967, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Liman

Sıkış sıkış ve çirkin duvarların önünden geçtim,
Açlık derinliği gözleriyle kadınların durup baktığı
Açlık elleri gölgelerinin onları kovaladığı
Eşiklerin önünden geçtim,
Çıktım sıkış sıkış ve çirkin duvarların dışına,
Birden ulaştım kentin kenarına,
Bir gölün mavi belirişine;
Uzun göl dalgaları seğirterek dağılıyordu püskürtüyle
Güneş altında kıyının kıvrımında;
Ve martıların çırpıntılı bir fırtınası vardı,
Büyük gri kanatların güruhu
Ve açık havada özgürce
Dönen ve dönenen uçan beyaz karınlar.

Carl Sandburg (1878-1967, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy