T.S. Eliot


Koro (“Ey Efendim, Kurtar Beni”)

Ey Efendim, kurtar beni mükemmel niyeti ve kirli bir yüreği olan
adamdan, çünkü her şeyden daha çok hilekârdır
ve umutsuzca kötülük peşindedir yürek.
Horonit Sanballat ve Ammonite Tobiah ve Arap Geshem
halk ruhunun ve gayretin kuşku duyulmaz adamlarıydı.
Koru beni bir şey elde edebilecek düşmandan
ve kaybedebileceği bir şeyi olan dosttan.
Peygamber Nehemiah’ın sözlerini hatırla: “Elde
mala, ve silah da kınında gevşek olsun en iyisi”.
Kullanıldığı unutulmuş bir evde oturanlar, harap
merdivenlerde yatan ve gün ışığında memnun yılanlar gibidir.
Ve diğerleri koşup durur köpekler misali, girişimcilik ruhuyla
koklayarak ve havlayarak derler ki: ”Bu ev yılanların yuvasıdır,
yıkalım bu evi,
Ve bu iğrençliği bitirelim, İsevîlerin
bu düşkünlüğünü”. Ve ne onlar haklıdır, ne de öbürleri.
Ve yazarlar sayısızca kitapları; öyle kibirlidirler ve rahatsızlardır
sessizlikten: her biri kendi terfisinin peşindedir,
ve kurnazlıkla gizlerler kendi kofluklarını.
Eğer yürekte yoksa, evlerde de yoktur tevazu ve saflık:
ve eğer evlerde yoksa, Şehir’de de yoktur.
Gün boyunca inşa eden adam geri dönecektir yüreğine
gece inince: sessizliğin armağanıyla kutsanmak
ve uyumadan önce dinlenmek için.
Fakat yılanlarla ve köpeklerle çevrilmişiz bizler: bu yüzden
bazılarımız çalışmak ve bazılarımız da mızrakları tutmak zorunda.

(“Kaya”dan)

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Rum Tum Tugger

Garip bir kedidir Rum Tum Tugger:
Kendisine bir sülün sunsanız, orman tavuğu ister.
Bir eve koysanız onu, bir daireyi tercih eder,
Bir daireye koysanız onu, o zaman da ev ister.
Fare yakalasın istersiniz, kendisi sadece sıçanları ister,
Sıçan yakalasın istersiniz, o zaman da bir farenin peşine düşer.
Evet, garip bir kedidir Rum Tum Tugger –
Ve bencileyin bunun yaygarasını koparmak da gerekli değildir:
Değil mi ki yaptığı şeyler
Yapmak istediği şeylerdir
Ve bu konuda yapılacak bir şey yoktur!

Yaman bir baş belasıdır Rum Tum Tugger:
İçeri alırsanız, dışarıda olmayı ister;
Her zaman her kapının yanlış tarafındadır,
Ve daha oturur oturmaz, hemen kalkıp dolaşmak ister.
Yazı masasının çekmecesinde uzanmaktan hoşlanır,
Fakat oradan dışarı çıkamazsa büyük bir şamata çıkarır.

Evet, garip bir kedidir Rum Tum Tugger –
Ve bu konuda şüphe duymanızın yararı yoktur:
Değil mi ki yaptığı şeyler
Yapmak istediği şeylerdir
Ve bu konuda yapılacak bir şey yoktur!

Garip bir hayvandır Rum Tum Tugger:
Onun söz dinlememesi sadece alışkanlık meselesidir.
Kendisine balık sunsanız, her daim ziyafet ister;
Hiç balık kalmamışsa, o zaman da tavşan yemek istemez.
Kendisine krema sunsanız burun kıvırır ve küçümser,
Çünkü sadece kendisi için uygun gördüğünden hoşlanır;

Kulaklarına kadar kremanın içinde görmek isterseniz onu,
Kremayı kiler rafına koyun.
Rum Tum Tugger kurnazdır ve işini bilir,
Rum Tum Tugger aldırmaz kucaklanmaya;
Fakat elinizde bir örgü varken atlar kucağınıza,
Çünkü en çok hoşlandığı şey korkunç bir karışıklıktır.
Evet, garip bir kedidir Rum Tum Tugger –
Ve daha fazla nutuk atmam da gerekmemektedir:
Değil mi ki yaptığı şeyler
Yapmak istediği şeylerdir
Ve bu konuda yapılacak bir şey yoktur!

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Koro (“Burada Duralım Haydi, Katedralin Yakınında)

Burada duralım haydi, katedralin yakınında. Burada bekleyelim haydi.
Tehlike mi sürükledi bizi? Güvenlik bilgisi midir ayaklarımızı
Katedrale doğru sürükleyen? Fakir bizler için,
Cantenbury’nin fakir kadınları için hangi tehlike olabilir ki?
Alışık olmadığımız hangi dert var ki? Bizim için tehlike yok,
Ve katedralde güvenlik yok. Gözlerimizin bizi tanık olmaya zorladığı
Bir olayın önsezisi mecbur eder ayaklarımızı katedrale doğru.
Mecburuz tanıklık yapmaya.

Altuni Ekim düştüğünde kasvetli Kasım içine
Ve elmalar toplandığında ve saklandığında, ve atık su
Ve çamurda ölümün keskin noktaları olarak
Kahverengine dönüştüğünde toprak,
Bekler Yeni Yıl, soluk alır, bekler, fısıldar karanlıkta.
Çamurlu potinlerini ayağından fırlatıp ellerini ateşe doğru uzatırken emekçi,
Bekler Yeni Yıl, bekler kader geleceği.
Kimdir ellerini ateşe doğru uzatan ve Yortu Günü’nde Azizleri hatırlayan,
Bekleyen şehitleri ve azizleri hatırlayan? Ve kim uzatacak
Elini ateşe doğru, ve yadsıyacak efendisini? Kim ısınacak
Ateşle, ve yadsıyacak efendisini?
Yedi yıl ve yaz geçti
Yedi yıl önce terk etti bizi
Her zaman halka karşı şefkatli olan Başpiskopos.
Fakat geri dönerse pek de iyi olmaz.
Kral hükmeder ya da baronlar hükmeder;
Öyle çektik ki onca zulümden,
Fakat çoğunlukla kendi hünerlerimize terk edilmişiz,
Ve memnunuz kendi başımıza bırakıldığımızda.
Hane halkını düzene koymaya çalışırız;
Çekingen ve sakıngan tüccar küçük bir servet derlemeye çalışır,
Ve emekçi eğilir toprak parçasına, toprağın rengine, kendi rengine,
Yeğ tutar fark edilmeden geçip gitmeyi.
Sessiz mevsimlerin sıkıntısı korkutur beni şimdi:
Kış gelecek denizden ölümü getirerek,
Yıkıcı bahar kapılarımızı dövecek,
Kök ve filiz gözlerimizi ve kulaklarımızı yiyecek,
Felaketli yaz ırmaklarımızın yataklarını yakıp bitirecek
Ve fakirler başka bir çürüten Ekim’i bekleyecek.
Yaz niçin getirsin ki avuntuyu
Güz alevlerine ve kış sislerine?
Yaz sıcağında çorak bahçelerde başka bir Ekim
Beklemekten başka ne yapabiliriz ki bizler?
Bir hastalık geliyor üstümüze. Bekleriz, bekleriz,
Ve azizler ve şehitler bekler, aziz ve şehit olmak isteyenleri.
Bekler kader Tanrı’nın elinde, biçimlendirerek henüz biçimlenmemişi:
Gün ışığının bir hüzmesinde gördüm bu şeyleri.
Bekler kader Tanrı’nın elinde, bazen iyi bazen kötü
Düşünen ve sanan devlet adamlarının ellerinde değil,
Ki hedeflerini döndürürler ellerinde zamanın örüntülerinde.
Gel, mutlu Aralık, kim gözlemleyecek seni, kim gözetecek seni?
İnsanoğlu yeniden doğacak mı hor görülmüş bir ahırda?
Biz fakirler için, sadece beklemek ve tanıklık yapmaktan gayrı
Yapacak başkaca bir şey yok.

(“Katedralde Cinayet”ten)

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Kedileri Adlandırmak

Kedileri Adlandırmak zor meseledir,
Tatil oyunlarınızdan biri kesinlikle değildir;
Bir kedinin ÜÇ DEĞİŞİK ADI olmalı dediğimde
Bir zırdeli olduğumu düşünebilirsiniz önce.
Aile arasında günlük kullanılan adlar vardır öncelikle,
Peter, Augustus, Alonzo ya da James gibi,
Victor ya da Jonathan, George ya da Bill Bailey gibi –
Bütün bunlar makul gündelik adlardır.
Eğer kulağınıza şirin gelirse daha göz alıcı adlar da vardır,
Bazıları centilmenler, bazıları da hanımefendiler için adlardır:
Plato, Admetus, Electra, Demeter gibi –
Fakat bütün bunlar makul gündelik adlardır.
Ancak demem o ki, bir kedinin hususi bir adı olması gerektiğidir,
Kendine has ve daha kellifelli bir adı olmalıdır,
Yoksa nasıl dik tutabilir kuyruğunu,
Ya da yayabilir mi bıyığını, ya da okşayabilir mi gururunu?
Bu tür isimler arasında şunları yeterlice sayıyorum,
Munkustrap, Quaxo, ya da Coricopat gibi,
Bombalurina, ya da olmazsa Jellylorum –
Bu adları asla taşıyamaz bir tane kediden başkası.
Fakat bunların haricinde hâlâ bir ad daha vardır ki,
Asla tahmin edemezsiniz bu adı;
Bu adı hiçbir insan araştırması keşfedemez –
Ancak KEDİNİN KENDİSİ BİLİR, ve bunu hiç ifşa etmez.
Engin bir tefekkür içinde görürseniz bir kediyi,
Hep aynıdır, efendime söyleyeyim, bunun nedeni:
Aklı meşguldür esrimeli bir dalgınlıkla
Düşünmekten, düşünmekten, düşünmekten kendi adını:
Tarifsiz tarifli
Tarifi imkansız
Derin ve esrarlı tekil Adı’nı.

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Koro (“Öter mi O Kuş Güney’de?”)

Öter mi o kuş Güney’de?
Fırtınanın karaya sürüklediği, deniz kuşudur haykıran sadece.
Baharın belirtisi nedir bu yıl?
Eskinin ölümü yalnızca: ne bir ses, ne bir filiz, ne bir esinti.
Günler uzamaya başlar mı?
Daha uzun ve daha karanlık gün, daha kısa ve daha soğuk gece.
Sakin ve boğucu hava: fakat bir rüzgâr toplanır Doğu’da.
Aç karga tünemiş tarlada, dikkat kesilmiş; ve ormanda
Tekrar tekrar çalar baykuş ölümün boş notasını.
Buruk bir baharın belirtisi nedir?
Doğu’da toplanan rüzgâr.
Efendimiz’in doğum zamanında, Noel’de
Yok mu huzur dünyada, yok mu iyi niyet insanlarda?
Bu dünyadaki barış her zaman belirsizdir, eğer ki
Efendimiz’in barışına uymuyorsa insanlar,
Ve insanlar arasındaki savaş kirletir dünyayı,
Fakat Efendimiz’de ölüm yeniler dünyayı,
Ve dünya temizlenmeli kışları, çünkü aksi durumda elimize geçecek
Buruk bir bahardır, kavruk bir yaz, kısır bir hasat.
Hangi iş yapılmalı Noel’le Paskalya arasında?
Çift süren dışarı çıkmalı Mart’ta ve daha önceden döndürdüğü
Aynı toprağı döndürmeli, ve kuş aynı şarkıyı şakımalı.
Ağaç yapraklandığında, mürverler ve alıçlar çiçeklendiğinde
Irmak yakınında, ve hava berraklaştığında ve yükseldiğinde
Ve sesler öttüğünde pencerede, ve çocuk yuvarlandığında eşikte,
Hangi iş yapılacak başka, hangi haksızlık
Kaplayacak kuş şakımasını ve yeşilliği, hangi haksızlık
O vakit kaplayacak dünyayı? Bekleriz, ve zaman kısadır,
Fakat uzundur beklemek.

(“Katedralde Cinayet”ten)

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Simeon’a Bir Şarkı

Efendim, Roma sümbülleri çiçeklenir kâsede
Ve kış güneşi emekler karlı tepelerde;
İnatçı mevsim sürmekte.
Hayatım hafiftir, bekler ölü rüzgârı,
Elimin sırtındaki bir tüy misali.
Güneş ışığında toz ve köşelerde hatıra
Bekler ölü ülkeye doğru soğuk esen rüzgârı.

Bahşet bize barışını.
Dolandım uzun yıllar bu şehirde,
Tuttum inancımı ve orucumu, kol kanat gerdim yoksula,
Onuru ve rahatlığı hem verdim hem de aldım.
Asla reddedilmedi kimse benim kapımdan.

Gelip çattığında kederin zamanı
Kim anımsayacak çocuklarımın çocuklarının yaşayacağı evimi ?
Keçi patikasından gidecekler, ve tilkinin evine,
Firar edecekler yabancı yüzlerden ve yabancı kılıçlardan.

İplerin ve kırbaçların ve dövünmelerin zamanından önce
Bahşet bize barışını.
Issız dağın duraklarından önce,
Anaç kederlerin muayyen saatinden önce,
Ölümün bu doğum mevsiminde şimdi,
Çocuk, henüz söylenmemiş ve zımni Söz,
Bahşetsin İsrail’in tesellisini
Yarını olmayan seksen yaşındaki birine.

Sözüne göre,
Methedecekler seni ve ıstırap çekecekler her nesilde
Şanla ve alayla,
Işık üstüne ışık, tırmanır azizin merdivenine.
Bana göre değil şehitlik, düşüncenin ve duanın vecdi,
Bana göre değil nihai önsezi.
Bahşet bana barışını.

(Ve bir kılıç delip geçecek yüreğini,
Seninkini de).

Usandım kendi hayatımdan ve benden sonrakilerin hayatlarından,
Ölüyorum kendi ölümümde ve benden sonrakilerin ölümlerinde.
Bırak gitsin
Kurtuluşunu görmüş uşağın.

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi).
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Koro (“Kartal Süzülüp Yükselir Gökyüzünün Zirvesinde”)

Kartal süzülüp yükselir gökyüzünün zirvesinde,
Döngüsünü izler Avcı köpeğiyle birlikte.

Ey konumlanmış yıldızların daimi devri,

Ey kararlı mevsimlerin daimi tekrarı,

Ey doğumun ve ölümün, ilkbaharın ve sonbaharın dünyası.

Fikrin ve eylemin bitimsiz çevrimi,
Bitimsiz buluşu, bitimsiz deneyi,
Dinginliğin değil, fakat getirir devinimin bilgisini;
Sessizliğin değil, fakat konuşmanın bilgisini;
Sözlerin bilgisini, ve Söz’ün bilgisizliğini.
Bütün bilgimiz bilgisizliğimize yaklaştırır bizi,
Bütün bilgisizliğimiz ölüme yaklaştırır bizi,
Fakat ölüme yakınlık TANRI’dan daha yakın değil.
Yaşarken yitirdiğimiz Yaşam nerede?
Bilgide yitirdiğimiz bilgelik nerede?
Malumatta yitirdiğimiz bilgi nerede?
Yirminci yüzyıldaki gökyüzü döngüleri
Uzaklaştırır TANRI’dan ve yaklaştırır Toprağa bizi.

(“Kaya”dan)

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Sonraki Sayfa »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 55 takipçiye katılın